GELENEKSEL HALK KÜLTÜRÜ

GELENEKSEL HALK KÜLTÜRÜ

Halk oyunları bir kentin tarihi gibi o kentin kimliğini oluşturan temel öğelerinden birisidir. Diğer bir ifadeyle, bir kentin halk oyunları kültürü, o kentin tarihsel geçmişi kadar önemli ve üzerinde önemle durulması gereken alanların başında gelir.



HALK OYUNLARI

 

BALIKESİR YÖRESİ ERKEK HALK OYUNLARI

 

Halk oyunları bir kentin tarihi gibi o kentin kimliğini oluşturan temel öğelerinden birisidir. Diğer bir ifadeyle, bir kentin halk oyunları kültürü, o kentin tarihsel geçmişi kadar önemli ve üzerinde önemle durulması gereken alanların başında gelir. Dahası, Balıkesir’in etnoğrafik kimliğinin ve coğrafi özelliklerinin bir yansıması olan yöresel oyun kültürü, başka yörelerle karşılaştırıldığında oldukça zengin ve orijinaldir. Erkek oyunlarında, özellikle ova oyunlarında ve ilin doğusundaki dağlık ilçelerde oynanan oyunlarda görülen diğer yörelere benzemeyen orijinal özellikler, Balıkesir yöresi halk oyunları kültürünü daha da önemli kılıyor. Balıkesir ili sınırları içerisinde oynanan erkek oyunları; halk oyunları türleri bakımından “zeybek” türüne girmektedir. Ancak Balıkesir coğrafyasında ağır, kırık ve kaşıklı olmak üzere zeybeğin farklı türlerine rast geliyoruz. Bu durum Balıkesir yöresi erkek halk oyunlarındaki zenginliği göstermektedir. Bu bağlamda, Balıkesir yöresi erkek oyunlarını coğrafi olarak şu şekilde inceleyebiliriz.

 

a) Edremit Körfezi ve Çevresinde Oyunlar:

 

Edremit ve Havran ile Burhaniye, Gömeç ve Ayvalık’ın dağlık kesimlerinde “ağır zeybek” karakterli oyunlara rastlanmaktadır. Bu bölgede; sahil kesimlerinde oyun kültürü çok önceden beri unutulmuştur ancak dağlık arazide oyun kültürü halen canlıdır. Buralarda Kaz Dağı ve Kozak yaylası etkili bir folklorik kültür bölgesi doğmuştur. Söz konusu ağır zeybek oyun kültürünü oluşturanlar, bölgede yaşayan Manavlar, Tahtacılar ve Yörüklerdir. Alay Havası, Edremit Güvendesi (Zeybeği), Sebai Güvende, Tek Hava, Tabancalı, Eski Kozak Zeybeği, İsmailli, Kız Bayıltan Zeybeği, Koca Arap, Çakır Ayşe, Yandım Ayşe Zeybeği, Bağyüzünün Çamları, Harmandalı bu kategoride başlıca tespit edilen Balıkesir oyunlarıdır. Oyunlardaki hareketler ile figürler oldukça keskin, ezgiler ise ağdalıdır. Bölgede tespit edilmiş zeybek giyimi ise, fes, boyun dolağı, mintan, delme, sallama, zeybek donu, kuşak, kolan, kütüklük, yağlık, tozluk, yün çorap ve tulumbacı ayakkabısından oluşur. Bölgede oyun çalgısı olarak açık oyun alanlarında klarnet ve davul kullanılır.

 

b) Ova Oyunları:

 

Merkezin tamamı (Karesi ve Altıeylül ilçeleri) ile İvrindi, Balya, Bigadiç ve Kepsut’un ovalık kesimlerinde ağır zeybek karakterli olmayan güvende tarzı ve bengi tarzı “kırık zeybek” tavırlı oyunlara rastlanmaktadır. Burası; Balıkesir Ovası’ndan beslenen folklorik bir kültür çevresidir. Oyunlar Manav kültürü menşeilidir. Manav tabiri, Balıkesir bölgesine 17. yüzyıl öncesinde bir şekilde yerleşik hayata kendi isteğiyle geçen Türkmen boylarını ifade etmede kullanılan etnoğrafik bir tanımdır. 166 Numaralı ve 1530 tarihli Muhasebe-i Vilayet-i Anadolu Defteri’ne göre, Balıkesir Ovası kültür çevresindeki köylerin çok büyük bir çoğunluğu 1530 yılı öncesinde kurulu haldedir. Diğer yandan, Gönen çevresinde oynanan Manav menşeili oyunlar da bu bölüme dahil edilebilir. Pamukçu Bengisi, Toplu Güvende, İkili Güvende, Ağır Hava, Doğru Hava, Sarhoş Havası, Kemeraltı, Koca Hava, Balya Ağır Hava Zeybeği, Doğanlar Zeybeği, Kocabaş Zeybeği, Harmandalı, Karşılama, Balya Bengisi, Gönen Karşılaması, Bandırma Karşılaması bu kategoride değerlendirilebilecek başlıca Balıkesir oyunlarıdır. Bu oyunların kendine özgü tavrı, yapısı ve duruşu vardır. Oyun esnasında kollar havaya kaldırıldığında gerilmez, dirseklerden kırıktır. Oyunlarda kollar, bengi adım yapılı oyunlar dışında genelde adım cümlesinin ikinci veya üçüncü adımında havaya kaldırılır; bazı oyunlarda ise adım cümlesinin ikinci adımında sağ, üçüncü adımında sol kol olmak üzere sırayla kaldırılır. Oyunlar çember formunda oynanmakla beraber “İkili Güvende” oyunu iki kişi tarafından senkronize olarak oynanır. “Karşılama” oyunu ise çember formu dışında bazı köylerde karşılıklı geçişlerle oynanır. Oyunlarda “Deha! , Hayda!” gibi naralar vardır. Oyunlar genellikle 9/8’lik veya 9/4’lük ritimlidir. Oyunlar genelde sol ayakla başlamakla birlikte, sağ ayakla başlayan oyunlar da vardır. Ova insanı ezgisi ağır olan oyunlara “Ağır Hava”, “Koca Oyun” gibi isimler verir. Ova bölgesinde özellikle Balya ve İvrindi’den tespit edilen zeybek oyunları bazı sertçe figürler içerse de, genel yapısının ova karakterini yansıttığı veya ova karakterinden etkilendiği gözlemlenmektedir. Ovada, oyun esnasında kollar havaya kaldırılırken sol kol, bel arkasından kaldırılmaz. Oyun duruşlarında kollar Aydın yöresi gibi gerilmez sert ve keskin yapıda değildir, sade bir duruş yapısı vardır. Genelde bu duruşu Balıkesirliler dışındakiler veremez. Oyunların icrasında klarnet, davul, trompet ve trampet (son zamanlarda darbuka) kullanılır. Manav erkek giyimi; dal fes, poşu, oyalı yazma, ak göynek, zıbın (delme), kartal kanadı, kuşak, kolan, peşkir, potur, tozluk, tozluk bağcığı, çorap ve tulumbacı ayakkabısından oluşur.

 

Balıkesir’in Pamukçu kasabasında oynanan Pamukçu Karşılaması, İkili Güvende, Toplu Güvende ve Pamukçu Bengisi oyunları kırık zeybek formunda oyunlar olup Balıkesir’in en meşhur zeybek oyunlarıdır. Bu oyunlar valilik çalışmasıyla (bu oyunların, tavırlarının, hareketlerinin ve giysilerinin deformasyona maruz kalmaması için) “Balıkesir’in Somut Olmayan Kültürel Mirası” kapsamına alınmıştır. Ulusal envantere kaydedilmesine yönelik çalışmalar ise devam etmektedir. Ova bölgesinde yapılan araştırmalara göre, Bengi ve Karşılama oyununun temel adımının çok eskilere gittiği tahmin edilmektedir. Bu oyunlar 1930’lu yıllarda Atatürk’ün Balıkesir’e ziyaretleri sırasında Meşhur Pamukçu Bengi Ekibi tarafından oynanmış; oyunlar Atatürk’ün dikkatini çekmiştir. Meşhur Pamukçu Bengi Ekibi, Atatürk öncülüğünde organize edilen İstanbul’da düzenlenen I. Balkan festivaline (1935) ve II. Balkan Festivali’ne (1936) davet edilmiştir (bu festivallere davet edilen az sayıda ilden biri Balıkesir’dir.) ve söz konusu Pamukçu Bengi Ekibi söz konusu festivallere katılmıştır. 1958 yılında Fransa’nın Nice şehrinde yapılan ve 21 ülkenin katıldığı folklor festivaline katılan meşhur Pamukçu Bengi Ekibi, 21 ülke arasında kendinden en çok söz ettiren ekip olmuş ve söz konusu Balıkesir oyunları, Avrupa folklor çevrelerinde tanınmıştır. Bu başarı sonrasında o yıl Belçika’nın Brüksel şehrinde 2. Dünya Savaşı’ndan sonra dünya ekonomisini canlandırmak amacıyla düzenlenen ve o yıla kadarki dünyanın en büyük fuarı olan Expo-58 adlı fuara katılarak fuarda Türkiye standı önünde Türkiye’yi temsil etmişlerdir. Yine bu fuarda yapılan Türkiye gününde ve Türkiye gecesinde defalarca bu oyunları oynamışlardır.

 

Son dönemlerde Pamukçu oyunlarında geleneksellikten uzaklaşılarak yapılan çalışmalar ve deformasyona uğrayan oyunlarla karşılaşmaktayız. Sahneleme çalışmalarında özellikle Balıkesir ova erkek tavrında, adımlarında ve giysilerinde başka yörelere özenti olarak deformasyon ortaya çıkmıştır. Bu durum, Balıkesir ova figürlerini, oyunlarını ve giysilerini küçümsemek ve beğenmemek anlamına gelir.

 

c) Dağ Oyunları:

 

Dursunbey ve Sındırgı ilçelerinin tamamı ile Bigadiç ve Kepsut’un dağlık kısmında “kaşıklı zeybek” oyunlarına rastlanır. Oyunlar yöreye özgü tahta kaşıklar ile oynanır. Burası, Alaçam Dağları ile Ulus Dağları gibi yükseltilerin bulunduğu dağlık bir coğrafya olup oyunların oynandığı köyler ekseriyetle Yörük köyleridir. Balıkesir’in bu bölgelerinde görülen başlıca Yörük grupları Karakeçili, Yağcıbedir, Şehitli, Kubaş, Yüncü, Kebekli Avşarı Yörükleridir. Ancak bu bölgede 1862-1864 yıllarındaki Yörük iskânından çok önce kurulan köyler de bulunmaktadır. Bu kesimdeki köylerde erkeklerin oynadığı kaşıklı zeybek oyunlarına Kayalca’nın Taşları (ikili zeybek), Evleri Var Üst Başta (dörtlü zeybek), Dada Zeybeği, Sekme, Yörük Ali, Alçak Ceviz Dalları, Akpınar, Azime, Şerifem, Aşağı Yoldan, Koca Kuş, Akdağ Yaylası, Şakir Efe, İslamoğlu, Yandım Ayşe, Kızılçukur Karşılaması örnek olarak verilebilir. Bunun dışında Yılanı Yılanı, Cezayir, Köroğlu, Kocaceviz gibi zeybek formundan oldukça uzak Yörük oyunları bölgede oynanmaktadır. Yukarıda sayılan bölgelerde giyim tarzı da Balıkesir’in diğer bölgelerine göre oldukça farklıdır. Kaşıklı oyunlar oynanırken giyilen kostüm takke veya fes, poşu, mintan (entere), paça don, kuşak, kolan, delme, çorap, püsküllü çorap bağı, çarık ve işlemeli mendilden oluşur. Bu giyim tarzı Bigadiç, Dursunbey ve Kepsut’ta beyaz tonlarda; Sındırgı’da ise mavi tonlardadır. Kaşıklı oyunlarda, açık alanlarda davul ve zurna, kapalı alanlarda ince saz dediğimiz bağlama, keman, cümbüş, def, zilli maşa ve darbuka gibi çalgılar kullanılır. Dursunbey Barana geleneği kapsamında oynanan yöresel oyunlar (Kayalcanın Taşları ve Sekme gibi), UNESCO somut olmayan kültürel miras kapsamına alınmıştır.

 

BALIKESİR YÖRESİ KADIN HALK OYUNLARI

 

Balıkesir, Anadolu’nun kuzeybatısında Karesi Türkmenleri tarafından kurulmuş bir kent olup, aynı zamanda batıda Kaz Dağları’ndan doğuda Ulus Dağları’na ve kuzeyde Kapıdağ Yarımadası’na kadar uzanan topraklarıyla Türkmenler’in yoğun yerleşimine sahne olmuş bir yöredir. Yörede Türkmenler etnoğrafik özellikleri bakımından dört alt gruba ayrılır. Bunlar Manavlar, Yörükler, Tahtacılar ve Çepniler’dir. Bu bağlamda Manavlar’ın, Yörükler’in, Tahtacılar’ın ve Çepniler’in ürettiği halk oyunları kültürü, Balıkesir yöresi kadın oyun kültürünü oluşturmaktadır.

 

Balıkesir yöresinde kadınların halk oyunları kültürü yöremiz kadim “Türkmen” kültürünü gözler önüne seren en önemli tarihi öğedir. Bu nedenle kadın halk oyunları konusunda çok hassas olmalıyız. Balıkesir yöresi kadın halk oyunlarını izlemek, kadim Balıkesir Türkmen kültürüne canlı olarak tanık olmak demektir. Oyunlar ve giysiler Balıkesir Türkmen kültürünün bir yansımasıdır. Bu bağlamda, Balıkesir topraklarında doğmuş veya gelişmiş tavırlar ve oyun adımları Balıkesir yöresine ait oyunlardır. Yine söz konusu oyunlar oynanırken giyilen halk giysileri Balıkesir yöresine ait giysilerdir. Balıkesir’de kadın oyunları açısından çok orijinal oyunlara ve giysilere rast geliyoruz. Buna göre, Balıkesir kadın oyunları bakımından, Batı Anadolu’nun en zengin yörelerinin başında sayılmaktadır.

 

Balıkesir yöresi kadın oyunları genelde etnoğrafik özellikler dikkate alınarak sınıflandırılmaktadır. Buna bağlı olarak Balıkesir kadın oyunları; Yörük oyunları, Manav oyunları, Tahtacı oyunları ve Çepni oyunları olmak üzere dört gruba ayrılarak incelenebilir. Geleneksel olarak kadın oyun enstrümanları bakır tava, kazan, kaşık ve zilli maşa olup oyunlar sözleri eşliğinde oynanır.

 

a) Yörük Oyunları:

 

Bu oyunlar yöreye özgü kaşıklarla oynanan oyunlar olup Sındırgı, Bigadiç, Dursunbey, Kepsut ile bazı Savaştepe köylerinde oynanır. Oyunlarda konar-göçerliğin etkisi ve yansıması vardır. Oyunlar Yörüklere özgü tahta kaşıklarla oynanır. Yörük kadın oyunları üç alt kategoride incelenebilir: Sekmeli oyunlar, adımlı oyunlar ve hoplamalı oyunlar. Azime, Hatçam, Durnalar, Tüllek (İğde Dalı), Yörük Dağı, Oğlanın Adı Hakkı, Şerifem, Aşağı Yoldan, Aşağı Yelden, Şıngır, Sındırgı Oyun Havası, Suda Balık Oynuyor, Demirciler, Tünleme, Kocaceviz, Kırmızı, Dursunbey Köy Oyunu, A Gız Sini Geliyor, İloğlu yukarıda bahsedilen yerlerdeki köylerden derlenen başlıca kadın Yörük oyunlarıdır. Oyunlar, genelde 9/8 ritimlidir. “Oyunlar genellikle karşılıklı oynanır ve karşılıklı geçişler üzerine kuruludur. Kaşık oyunlarında kolların şekli baş hizasında dike yakındır ve genelde sağ ayakla başlar. Ancak Bigadiç’in bazı köylerinde kollar dirseklerden kırılarak eller omuz hizasında olacak şekilde sağa ve sola açılır. Kaşık oyunlarının kendine özgü naraları vardır: ‘Hop de, Atti’ gibi. Bazı oyunların veya figürlerin opposite (ters adımlı) oynandığı görülür.”  Genel olarak Yörük kadın giyimi, albez, alın bezi, don, göynek, göğüslük, üç etek (bazı köylerde saya), cepken, arkalaç, önlük, golan, çorap ve ayakkabıdan oluşur . Aksesuar olarak ise, “kemer” ve “yanbaş boncuğu”nun kullanıldığı görülmektedir. Bunun dışında Dursunbey köylerinde görülen bir aksesuar da “telli” adı verilen sırttan bileklere kadar uzanan bir giyim parçasıdır.

 

b) Manav Oyunları:

 

Balıkesir Ovası ile çevresinde ve Gönen bölgesinde yaşayan ve kendini Manav olarak tanımlayan kitlenin kendine özgü kadın oyunları vardır. (Manav tabiri, Balıkesir bölgesine 17. yüzyıl öncesinde bir şekilde yerleşik hayata kendi isteğiyle geçen Türkmen boylarını ifade etmede kullanılan etnoğrafik bir tanımdır . 166 Numaralı ve 1530 tarihli Muhasebe-i Vilayet-i Anadolu Defteri’ne göre, Balıkesir Ovası kültür çevresindeki köylerin çok büyük bir çoğunluğu 1530 yılı öncesinde kurulu haldedir .) Bu oyunlar kaşıksız oyunlardır. Karyolamın Demiri, Kayalar (Oğlan Havası), Mende, Entarisi Damgalı, Fatmam, Şıngır, Eşmem Ben, Hadi Yarim, Asmaların Filizi, Dere Boyu Düz Gider, Çay Benim Çeşme Benim, Debboy Önünde Diken, İnce Memet, Demirciler, Koca Oyun, Karşılama adlı oyunlar ova Manav köylerinde tespit edilmiş başlıca oyunlardır. Ova bölgesinde Manav olarak tanımlanan kitlenin yöresel giyimi tepelik, simli pullu örtü veya yaşmak, iç gömlek, dış gömlek, cepken, koca don, peşkir, kemer, çorap ve ayakkabıdan oluşur.

 

c) Tahtacı Oyunları:

 

Balıkesir yöresindeki Tahtacı Türkmenleri tarafından oynanan oyunlardır. Bu oyunlar da kaşıksızdır. Bu oyunların kendine özgü tavrı vardır. Mendili Oyaladım, Sarıkarınca, Al Basmadan Donum Var, Haydi Güzelim, Bağlarım, Lamba Şişesi, Baydan Nazmiye, Demirciler, Karyolamın Demiri ve Akpınar başlıca Tahtacı Türkmen oyunlarıdır. Tahtacıların kendine özgü giyimleri vardır.

“Oyunlar çember formunda veya karşılıklı oynanır. Oyun esnasında çember formundan karşılıklı forma geçişler görülebilir. Oyunlarda sağa sola salınmalar, kıvrak dönüşler, çökmeler, şaplak vurmalar ve kol hareketleri vardır. Bazı oyunlar veya figürler; erkek oyunlarına özenti hissi uyandırır. Oyunlar sözleri eşliğinde oynanır ve birçok oyun sözünde “nina nina” tarzındaki söz kalıplarının kullanımı dikkati çeker. Oyunlarda kolların şekli baş hizasında dike yakındır; ancak bazı köylerde kollar yanlara açılarak omuz hizasında kırılır. Bazı oyunların veya figürlerin opposite oynandığı görülür. Bazı oyunlar sağ, bazı oyunlar sol ayakla başlar.”

 

d) Çepni Oyunları:

 

Balıkesir merkez, Manyas ve Bigadiç’te yoğunlaşan Çepniler’in kostüm derlemesi tamamlanmış olup, oyun derleme çalışmaları halen devam etmektedir.

 

Kadın Oyunlarını Derleme Çalışmaları

 

Balıkesir’de, Balıkesir yöresi kadın oyunlarını derleme çalışmaları 1960’lı yıllarda başlamıştır. 1960’lı yıllarda kurulan Türkali Köyü Halk Oyunları Ekibi, Balıkesir Ovası ve çevresinde oynanan kadın oyunlarını derlemiş ve yurt çapında tanıtmıştır. Özellikle Tahtacı menşeili Balıkesir kadın oyunlarının derlenerek sahneye konmasında önem arz eden bir halk oyunları topluluğudur. 1970-1980 arasında o dönemin tek yarışması olan Milliyet Gazetesi yarışmalarına katılan Balıkesir Necatibey İlköğretmen Okulu (Lisesi) ise, Balıkesir kadın Yörük oyunlarının ve giysilerinin derlenmesi konusunda öncü rol oynamıştır. 1970’li yıllarda kurulan Euro-folk Balıkesir ekibi, Balıkesir kadın oyunlarının sahnelenmesi açısından oyunlara yön veren ehemmiyette olmuştur.

 

1984 yılında o zamanki adıyla “Milli Eğitim, Gençlik ve Spor Bakanlığı Beden Eğitimi Spor ve İzcilik Dairesi Başkanlığı” ilk ve orta dereceli okullar ve dernekler arası tüm yurt çapında halkoyunlarını geliştirmek amacıyla yarışmalar yapmaya başlamıştır. Bu tarihten itibaren söz konusu MEB yarışmaları Balıkesir yöresi kadın halk oyunları pratiğinin ve sahne tekniklerinin gelişmesinde ana etken olmuştur ve Balıkesir’in pek çok ilçesi ve köyünden pek çok kadın oyunu derlenmiş ve literatüre kazandırılmıştır.

 

Geleneksel yapı göz ardı edilerek yapılan sahneleme çalışmaları uzun yıllar onarılamamaktadır. Bu yüzden, yöre oyunları çekirdeği ve özellikleri dikkate alınarak, yapısı bozulmadan, oyun figürlerindeki gerçek vurgu ve nüanslar ortaya çıkarılarak ve adımlardaki zenginlik korunarak sahneye konmalıdır.

 

BALIKESİR’İN YÖRESEL HALK GİYSİLERİ

 

Bir yörede giyilen giysinin halk giysisi sayılabilmesi için halkbilimine göre, zamanda derinlik ve mekânda yaygınlık ilkesini taşıması gerekir. Bu ilkeye dayalı olarak Balıkesir’in yöresel halk giysileri, Balıkesir yöresi halkbilimi uzmanları tarafından derlenmiştir. Buna göre, kadınların giydiği yöresel giysilerin etnoğrafik özelliklere göre değiştiği, erkeklerin giydiği yöresel giysilerin ise coğrafi özelliklere göre değiştiği görülmektedir.

 

Balıkesir Yöresi Kadın Giysileri

 

Balıkesir yöresinde kadınların giydiği yöresel giysiler daha çok etnoğrafik özelliklerine göre sınıflandırılmaktadır. Buna göre Balıkesir yöresinde dört temel kadın giysisi vardır. Bunlar: Manav giysisi, Yörük giysisi, Tahtacı giysisi ve Çepni giysisidir. [1]

 

Manav Giyimi: Balıkesir’in daha çok engebeli olmayan ovalık arazilerinde yoğunlaşan ve kendilerini Manav olarak tanımlayan köylerde, bu köylere özgü geleneksel kadın giyimi ortaya çıkmıştır. Söz konusu Manav kadın kıyafeti tepelik, simli pullu örtü veya yaşmak, iç gömlek, dış gömlek, cepken, koca don, peşkir, kemer, yün çorap ve ayakkabıdan oluşur [2]. Manavlar özel günlerinde ise “pullu” adı verilen giysiyi giyerler ve başına tepelik ile simli pullu örtü takarlar. Söz konusu özel elbise genelde pembe tonlarında satenden olup üzeri sim-sırma ve metal pullarla işlenmiştir. Bir Manav giyimi olan pullu (ve bindallılar) adlı giysi giyilince, başa Yörükler’e ait olan ve genelde Sındırgı’da rastlanan gelin-başları takılmaz. Çünkü Manavlar ile Yörükler farklı etnoğrafik gruplardır.

 

Yörük Giyimi:

 

Balıkesir’in daha çok dağlık arazilerinde yaşayan ve kendilerini Yörük olarak tanımlayan köylerde, bu köylere has geleneksel kadın giyimi bulunmaktadır. Yörük kadın giyimi genel olarak albez, alın bezi, don, göynek, göğüslük, üç etek, cepken, arkalaç, önlük, golan-dongurdak, yün çorap ve ayakkabıdan oluşur [3]. Yörük kadın kıyafetinin baş giyiminde genel olarak ‘albez’in ve ‘alın bezi’nin kullanıldığı görülmekle beraber Dursunbey’in bazı köylerinde ‘terlik’ adı verilen ve çene altından bağlanarak tutturulan aparatın üzerine yazma geleneksel baş bağlama şekliyle bağlanır ve üzerine “kırmızı tül” adı verilen başörtüsü bağlanmadan sarkıtılır [4]. Yörük köylerinde kızlar evlenirken giyimde değişen tek unsur baş giyimidir. Evlenecek Yörük kızının başına “gelin başı” olarak adlandırılan, sadece Balıkesir yöresine özgü olan ve köyden köye değişiklik gösterebilen giyim parçası yapılır. Söz konusu gelin başları oldukça orijinal ve albenilidir. Yörükler yöresel oyunlarını yöreye özgü tahta kaşıklarla oynarlar. Bu nedenle yöresel tahta kaşıklar da Yörük kadın giyiminin bir parçasıdır.

 

Tahtacı Giyimi:

 

Balıkesir ilinde yaklaşık 15 köy kuran Tahtacı Türkmen’i kadınlarının kendilerine özgü yöresel giyim tarzları vardır. Bu köylerdeki kadınların giyim parçaları birbirine benzer niteliktedir ancak Kaz Dağları’ndaki Tahtacı köylerinin baş giyiminin iç kesimlerdeki diğer Tahtacı köylerinden farklı olduğu görülmektedir. Tahtacı Türkmenleri’nin giyim parçaları genel olarak yaşmak, arınlık, könçek, göynek, deyre, göğüslük, kolon, önlük, yün çorap ve ayakkabı’dan oluşur. Savaştepe-Kongurca köyünde baş giyimi parçaları yaşmak ve arınlık dışında terlik, ilmeçer, tomaka, kulak adı verilen kısımlardan oluşur [5]. Kaz Dağları’nda kurulu olan Tahtacı köylerinde ise başa giyilen parçalar takke, keten, yırtma, çeki, zülüflük, çilpek ve ilmeçer adı verilen kısımlardan meydana gelir [6].

 

Çepni Giyimi:

 

Balıkesir’de yaklaşık 35 köy kuran Çepni kadınlarının giyimi, Tahtacılar’dan ziyade Yörükler’in giyim tarzına benzer. Bu köylerde yapılan araştırmalara göre, Çepni kadın giyim parçaları; tepelik, kendine özgü desenleri olan albez, don, göynek, göğüslük, üç etek, cepken, önlük, golan, çılkak, çorap ve ayakkabıdan oluşur [7].

 

Balıkesir Yöresi Erkek Giysileri

 

Balıkesir yöresi erkek giysilerini etnoğrafik özelliklerine göre Manav giyimi ve Yörük giyimi olarak ikiye ayırarak inceleyebiliriz.

 

Manav Giyimi:

 

Merkezin tamamı (Karesi ve Altıeylül ilçeleri) ile İvrindi, Balya, Bigadiç ve Kepsut’un ovalık kesimlerinde kendini Manav olarak tabir eden köylerde yöresel erkek giyimi al fes, poşu, oyalı yazma, ak göynek, zıbın (delme), kartal kanadı, kuşak, kolan, peşkir, potur, tozluk, tozluk bağcığı, çorap ve tulumbacı ayakkabısından oluşur [8]. Kültür Bakanlığı tarafından yayınlanan Balıkesir İli Halk Oyunları Kıyafetleri ve Teknik Çizimleri adlı kitapta giysinin tonunun saks mavisi olduğu belirtilmiştir. Balıkesir Ovası ve çevresindeki erkek giyimi Manav erkek giyimi olup, geleneksel bir halk giysisidir çete giysisi değildir. O yüzden Balıkesir merkez ve çevresinde giyilen Manav giyiminde silahlık-piştov-pala yoktur. Ancak Edremit Körfezi köylerinde yapılan araştırmalarda körfez yöresinde çete kıyafetinin var olduğu, körfez menşeli erkek giyiminde silahlık-piştov-pala olduğu, bunun yanında çete kıyafetinin daha koyu tonlarda olduğu ve baş giyiminin ise oyalı fes olduğu tespit edilmiştir.

 

Yörük Giyimi:

 

Dursunbey, Bigadiç ve Kepsut Yörük köylerinde yapılan araştırmalarda, Yörük erkek giyim parçalarının takke veya fes, poşu, mintan (entere), paça don, kuşak, kolan, delme, çorap, püsküllü çorap bağı, çarık ve işlemeli mendilden oluştuğu tespit edilmiştir [9]. Bu giyim tarzı beyaz tonlardadır. Sındırgı Yörük köylerinde yapılan araştırmalara göre ise bu köylerdeki giyim tarzının ve renk tonunun daha çok Manav giyimini andırdığı tespit edilmiştir. Dursunbey, Bigadiç, Kepsut ve Sındırgı’da erkekler tahta kaşıklarla yöresel oyun icra ettiğinden yöresel tahta kaşıklar da giyimin bir parçası olarak değerlendirilebilir.

 

Dipnotlar

 

[1] Yener Altuntaş, Yüksel Şahin ve Mücella Kahveci, Balıkesir İli Halk Oyunları Kıyafetleri Teknik Çizimleri, Ankara: T.C. Kültür Bakanlığı Yayınları, Yayın No: 2416, 2000.

[2] Oğuz Kaplan, Balıkesir Yöresel Halk Oyunları Giysileri (2. Bölüm), Önce Körfez Gazetesi, 24 Mart 2015.

[3] Türkan Mersinoğulları, Balıkesir Halk Dansları ve Kıyafetleri, Türk Folklor Araştırmaları Dergisi, Sayı: 301, Ağustos 1974.

[4] Yener Altuntaş, Yüksel Şahin ve Mücella Kahveci, Balıkesir İli Halk Oyunları Kıyafetleri Teknik Çizimleri, Ankara: T.C. Kültür Bakanlığı Yayınları, Yayın No: 2416, 2000, s. 10.

[5] Oğuz Kaplan, Balıkesir Yöresel Halk Oyunları Giysileri (3. Bölüm), Önce Körfez Gazetesi, 5 Nisan 2015.

[6] Sabiha Tansuğ, Türkmen Giyimi, Ak Yayınları Türk Süsleme Sanatları Serisi: 9, 1985, s. 52-56; Dr. Attila Erden, Anadolu Giysi Kültürü, Ankara: Dumat Ofset, 1998, s. 158.

[7] Mustafa Salman, Balıkesir Tarih-Coğrafyası, s. 71 (Yayının tarihi belirtilmemiş).

[8] Yener Altuntaş, Yüksel Şahin ve Mücella Kahveci, Balıkesir İli Halk Oyunları Kıyafetleri Teknik Çizimleri, Ankara: T.C. Kültür Bakanlığı Yayınları, Yayın No: 2416, 2000, s. 17 vd.

[9] Yener Altuntaş, Yüksel Şahin ve Mücella Kahveci, 2000, s. 17 vd.

 

GELENEKSEL EL SANATLARI

 

El Sanatları, insanoğlunun çağlar boyunca gelişimi, kültürü ve yaşam tarzının en somut ürünüdür. Balıkesir, verimli toprakları, uygun iklimi, Marmara ve Ege denizlerine kıyısı olması gibi özellikleriyle tarih boyunca önemli medeniyetlere ev sahipliği yapmıştır. Bu zengin tarihi ve kültürel miras,  halk kültürüne ve el sanatlarına da yansımıştır. Yörük, Türkmen, Manav, Çepni ve Muhacir gibi Türk gruplarının bir arada yaşadığı zengin coğrafyamız, bu çeşitliliğin getirisi olarak, oldukça zengin ve çeşitli geleneksel el sanatı ürünleriyle ön plana çıkmaktadır.

 

Önceleri yöremizde çok yaygın ve gelişmiş olan Yağcıbedir halıcılığı, çömlekçilik, abacılık gibi geleneksel el sanatları 20. yy’da, özellikle ekonomik sebeplerle, eski önemini kaybetmeye başlamışsa da; kentimiz geleneksel üretimin devam ettirildiği nadir merkezlerdendir.

 

Son yıllarda kentimizin de dahil olduğu bir çok şehirde söz konusu el sanatlarının korunması, yaşatılması için birçok çalışma yapılmıştır. Başta Büyükşehir Belediyesi, İl Kültür Müdürlüğü, Halk Eğitim Merkezi ve STK’lar, özellikle kurslar, sergiler vasıtasıyla birçok başarılı çalışmaya imza atmış bulunmaktadır.

 

Kentimizde yaşatılan geleneksel el sanatlarını yapım malzemesine göre şöyle sıralayabiliriz:

 

1- Dokumacılık: Yağcıbedir Halıları, Zili, Bez Dokuma, Şayakçılık - Abacılık, Keçecilik, Oya ve Çorap dokumacılığı.

 

2- Ahşap Malzemeli           : Bastonculuk, Kaşıkçılık, Semercilik, Süpürgecilik, Yayıkçılık, Yatıkçılık

 

3- Toprak Malzemeli: Çömlekçilik

 

DOKUMACILIK

 

Yağcıbedir Halıları

 

Halı sanatı, Türkler’de Orta Asya’ya dayanıp, kökleri, İslamiyet öncesi döneme kadar dayanır. Pazırık halısı “Türk Düğümü” de denilen Gördes Düğümlü dokuma örneği olarak şimdiye dek bulunabilmiş ilk ve en erken örnek olma özelliğini halen korumaktadır.

 

Yağcıbedir Yörükleri’ne ait kent genelindeki başlıca yerleşim alanları Sındırgı’ya bağlı Karakaya, Eğridere, Alakır, Çakıllı, Eşmedere, Gölcük mahalleleri ile bunun dışında Bigadiç Kayalıdere ve Kepsut Ahmetölen mahalleleridir.

 

Yağcıbedir halısı, ismini Sındırgı ve çevresinde yerleşmiş, aynı isimle anılan Türkmen gurubundan almaktadır. Yağcıbedir Halıları Yörük aşiretinin örf, adetleri ve geçmişlerini yansıtan bir sanat eseridir. Bu gün Sındırgı yöresinde 10.000 civarında tezgahta yılda 300.000 adet Yağcıbedir halısı üretilmektedir.

 

Yağcıbedir Halıları, diğer dokumalardan, kullanılan motiflerin özgünlüğü ve üretiminde tamamen kök boyaların kullanılmasıyla ayrılmaktadır. Koyu kırmızı, koyu mavi, lacivert ve beyaz rengin hakim olduğu bu halk kültürü ürünleri, 150-200 yıl dayanıklılığa sahiptir. Ayrıca bu halılara nakşedilen her motifin bir adı ve ayrı bir anlamı vardır.

 

Balıkesir’e gelen misafirlerimizin hediyelik ve hatıra amaçlı götürülebilecekleri malzemelerin başında Yağcıbedir Halıları gelmektedir.

 

Zili Dokumacılığı

 

Balıkesir’in dağ köylerinde sıkça rastlanan bu dokuma (kilim)  çeşidi, Anadolu coğrafyası içinde yörük kültürünün yaşatıldığı belli başlı yerleşimlerde devam ettirilmektedir. Kentimizin doğusundaki dağ köyleri ve özellikle Kepsut Dedekaşı köyünde halen geleneksel metodlarla üretimi devam ettirilen bu geleneksel halk kültürü ürününün, çeyiz eşyasından, namazlığa, yer sergisinden, heybeye kadar geniş bir kullanım alanı vardır.

 

Keçecilik

 

Keçe, hayvansal yünlerin ısı, nem, basınç altında, sabun, yağ, asit vb. maddelerin yardımıyla birbirlerine kenetlenmelerinin sağlanmasıyla oluşturulan dokudur. Keçe, göçebe yaşamda hafifliği, dayanıklılığı, ısı yalıtımı ve dekoratif özellikleri ile sevilerek ve çokça kullanılan bir malzemedir. Türk el sanatlarının en eski tekniklerden biri olan tepme keçecilik Orta Asya’dan diğer sanatlarla birlikte Anadolu’ya getirilmiş olup, günümüzde özellikle yörük ve manav yerleşimlerinde işçiliği yapılıp kullanılan geleneksel el sanatı ürünlerindendir.

 

Bugün Balıkesir şehir merkezi, Savaştepe’nin Sarıbeyler beldesi ve bazı dağ köylerinde üretimi devam ettirilen keçeler, yaygı, yolluk, seccade, yastık, eğer örtüsü gibi ev eşyalarının yanında kepenek, çizme, çorap, patik vb. giyim eşyalası olarak kullanılmaktadır.

 

Abacılık - Şayakçılık

 

Koyun yünü veya yapağı kullanılarak Çuftalık adı verilen tezgahlarda dokunan kaba ve kalın kumaş türüne aba denilmektedir. Bu kumaş türü dayanıklılığı ve ısı yalıtım özelliği nedeniyle özellikle kırsal alanlarda kullanılmaktadır. Balıkesir abası, kalitesinden dolayı Osmanlı döneminde özellikle ordunun aba ihtiyacının karşılanmasında en önemli merkezlerden biri olmuştur. Abacılık - şayakçılık günümüzde kentin Sındırgı, Balya, İvrindi ve Dursunbey gibi hayvancılığın ön planda olduğu kırsal kesimlerinde üretim ve kullanım alanı bulmaktadır.

 

Bez Dokumacılığı

 

Balıkesir yöresinde özellikle Manav köylerinde yerel kültür yaşatılarak, geleneksel bez dokumacılığı devam ettirilmektedir. Yöresel kıyafetlerin dışında, yaygı ve bohça için dokunan bezlerin, halen günlük yaşamda kullanımı devam ettirilmektedir.

 

Oyacılık

 

Balıkesir’in Gönen ilçesi, iğne oyacılığında ülke çapında üne sahiptir. Süs, çeyizlik ve hediyelik maksatla işlenen el emeği oyalar, kadınların ekonomik hayata katılımının sağlanması kadar, bir kültürün yaşatılması anlamında da önem taşımaktadır.

 

AHŞAP MALZEMELİ

 

Ağaç işçiliği ve oymacılığı, insanoğlunun varoluşundan itibaren öncelikle barınma ve silah yapımında kullanılarak günümüze kadar varlığını devam ettirmiştir. Ahşap, hijyenik ve mukavemetli yapısından dolayı at koşum takımlarından, kaşıklara, bastonlardan, mimari unsurlara, hatta denizcilik alanına kadar uzanan geniş bir kullanım alanı bulmuştur. Günümüzde daha ucuza imal edilen farklı malzemeden imal edilmiş ya da fabrikasyon malzemeler, ahşap işçiliğinin azalarak eski önemini yitirmesine neden olmuştur.

 

Kentimizde ahşap işçiliği malzemesine göre en yaygın el sanatlarından biridir. 1461’de inşa edilen Zağnos Paşa Camii’nin oldukça kaliteli işçiliğe sahip minber ve kapıları, 1898 depremi sonrası sökülerek, İstanbul Arkeoloji Müzesi’ne götürülmüştür. Yine kentimizin birçok tarihi ev ve camisinde tavan göbeği ve kaplaması olarak karşımıza çıkan ahşap işçiliği, bu sanatın geçmişten günümüze sevilerek kullanıldığının göstergeleridir.

 

İvrindi ilçesi Korucu beldesi, günümüzde halen geleneksel metodlarla üretilen kaşık, oklava, ağızlık ve bastonlarıyla tanınmaktadır. Yine Dursunbey ilçesi, ayran yapımında kullanılan yayık ve su saklama kabı olarak kullanılan yatık yapımının devam ettirildiği merkezlerdir. Tamamen el emeği, göz nuruyla üretimi gerçekleştirilen bastonculuk ise özellikle Bigadiç’in Kayalıdere Köyü’nde halen yaşatılmakta olan el sanatlarından biridir.

 

Daha önceki yıllarda birçok köy ve ilçemizde üretimi yapılan ahşap kaşık, bastonculuk, semercilik gibi yüzyıllardır devam ettirilen geleneksel el sanatları ekonomik baskı ve buna bağlı olarak da ustaların azalmasıyla birlikte yok olmaya yüz tutmuştur. Bu işler ile uğraşan ustalar ise, yaşamlarını idame ettirebilmek için, zanaatlarını talebe göre çeşitlendirmişlerdir. Önceleri hemen her evde bulunan ahşap malzemeler, istisnalar dışında, günümüzde yalnız otantik amaçlı olarak ya da kalitesiz fabrikasyon şekilleriyle üretilmeye başlanmıştır.

 

TOPRAK MALZEMELİ (Çömlekçilik)

 

Genel anlamda toprak ve kilden yapılmış her türlü kaba çömlek denilmektedir. Çömlek malzemesinin kentimizde bol miktarda bulunması, malzemenin ısı yalıtımı, hijyenik özelliği, dayanıklılığı ve ayrıca dekoratif özellikleri çömleğin tarihin ilk dönemlerinden günümüze kadar sevilerek kullanılmına sebep olmuştur.  Çömlek sanatı, güveç tencerelerinden, su testilerine, saksı, tabak, çanak gibi mutfak aletlerinden, süs fiğürlerinin imalatına kadar birçok alanda, farklı işlevlerle kullanılmıştır. Bu geleneksel el sanatı, günümüzde İvrindi’nin Kayapa beldesinde devam ettirilmektedir.

 

SÖZLÜ HALK EDEBİYATI

 

Sözlü halk edebiyatı ürünleri Türklerin var olmaya başladığı ilk coğrafyadan ve zamandan günümüze, geleneksel halde dilden dile aktarılmış canlı hafıza örnekleridir. İnsan yaratıldığı ilk günden itibaren söz vardı. Söz ve sözlü kültür hafızayla korundu. Yerleşik yaşama geçtikten sonra da sözlü kültür devam ederken, yazının kullanmaya başlanmasıyla birlikte sözlü kültür, "Söz uçar, yazı kalır." misali kendinden doğurdu. Sözlü kültür ürünleri zamanla kayıt altına alınmaya başlandı. Sözlü halk edebiyatını oluşturan şiirlerin yanında bilmeceler, tekerlemeler ve benzeri türleri de yer almaktaydı. Balıkesir yöresi sözlü halk edebiyatı eserlerini incelerken, yapılan araştırma ve yayınlara dayanılarak yörenin bu alandaki zenginliğine bir kez daha tanık olduk.

 

Türküler

 

Anonim halk şiirleri arasında yer alan "türkü"de kafiye örgüsü, nazım birimi, vezin ve hacim gibi dış unsurlar bakımından belirli bir şekil; içerik açısından belirli bir konu ve ezgi de yoktur. Türkü, Türklere mahsus ezgilerdir,[1] şeklinde tanımlansa da işlevleri ve üstlendikleri roller bakımından geleneksel anlamda düğünler, sosyal dayanışma amaçlı toplantılar (sıra geceleri, yaren vb.), ekonomik/ kültürel/ tanıtım amaçlı toplantılar ve eğlence amaçlı toplantılarda / mekânlarda; modern anlamda türkü evi, hane, bar ve kafelerde[2] icra edilerek varsağı, bayatı, şarkı, ninni, ağıt vb türleri de içine alarak her duyguya hitap eden her konuda icra edilmiştir. Türküler bölge ve konulara has özellikler ya da ezgi ve sözlerin çeşitlenmesine göre "şarkı, deyiş, deme, hava, ninni, ağıt" gibi başka isimlerle adlandırılmıştır.[3] Türküler ve bunların sınıflandırılması konusunda birçok çalışma mevcuttur. Yaygın olarak, türküler ezgileri bakımından usullü türküler (kırık havalar), usulsüz türküler (uzun havalar) şeklinde de iki ana bölüm halinde incelenmiştir.[4]

 

Türküyü halk müziği bağlamında şöyle değerlendirebiliriz: Halk müziği, halk tarafından benimsenen ve kulaktan kulağa yayılarak halkın sahibini bilmeden çalıp söylediği ezgilere denilmektedir. Balıkesir il sınırları birçok kültürel yapıya ev sahipliği yaptığı için müzik kültüründe de zenginlik görülmektedir.

 

Balıkesir halk müziği türlerine baktığımızda “Barana Havaları”, “Zeybek Havaları”, “Güvende” olarak çeşitleyebiliriz. Bunların yanında bir başka tür de Tahtacılar’da görülen semah, nefes ve deyişlerdir. Barana havalarında görüldüğü gibi zeybek, bengi ve güvende türünde müzikler ile düğün havaları, kına havaları, ağıtlar,sözlü oyun havaları, efe türküleri, yiğitlik, koçaklık üzerine yazılmış türküler, Edremit - Kaz Dağı yörelerindeki semah, nefesler    ve deyişler yörenin ezgi yapılarına örnektir.

 

Balıkesir Yöresi Halkbilimi (Folklor) araştırmacılarının ve TRT Türk Halk Müziği Derleme Komisyonu’nun yaptığı çalışmalar sonucu, Balıkesir ve civarından derlenen pek çok türkü kayda geçirilmiştir.

 

Balıkesir ili konum itibariyle Marmara ile Ege arasında geçiş yöresidir. Köy ezgilerinde zeybek motiflerine rastlanır. Dağlık bölgelerde barana ağzı adı verilen türkülere rastlanmaktadır. Akpınar eğlenceleri olarak adlandırılan köy etkinlikleri de Balıkesir türkü kaynaklarının temelini oluşturmaktadır. Yörede ikamet eden Alevi - Bektaşi köylerinde ise sadeliğin ve bağlamanın ön plana çıktığı ve yörede Çepni (Çetmi) ağzı olarak adlandırılan türkülere rastlanılmaktadır.

 

Kına geceleri ve kadınlar arasında yapılan eğlenceler aracılığıyla geçmişten günümüze gelmiş pek çok türkü de Balıkesir yöresinde söylenmektedir. Kadınlar tarafından söylenen türkülerde "nina nina", "nina nina nom" gibi ifadelere sık rastlanır.

 

Diğer yörelerde olduğu gibi Balıkesir’de de türküler genel olarak dörtlüklerden oluşur ve ilk dörtlüğün ilk iki mısrası, türkünün asıl anlatmak istediği bölüme geçiş sağlayan bölümdür. Bu bölümde genelde benzetmeler, tasvirler ön plana çıkar. Takip eden diğer iki mısrada ise türkünün temel konusu belirlenmiştir. Ayrılık, sevgi, özlem gibi duygular türkünün takip eden mısralarından ve dörtlüklerinden anlaşılır. Türkünün tekrar kısımları ya da vurucu noktası duygunun tam empoze edildiği bölümlerdir.

 

Gerçekte türküler, sözlü halk edebiyatının temel kaynağı olan manilerin ezgili formudur. Bu açıdan maninin tüm özellikleri türküye geçmektedir. Bu özellik, Balıkesir türkülerinin de temel noktasıdır.

 

Balıkesir türküleri genel olarak 9/4lük, 9/2lik, 9/8lik türkülerdir. Bunun yanında 2/2lik ve 4/4lük türkülere de rastlanmaktadır. Balıkesir Türküleri genellikle hece vezninin 7, 8 ve 11’li kalıplarıyla söylenir. 4 zamanlı ana usuller ile 5 zamanlı birleşik usul örneklerine de rastlanmaktadır.

 

Yörenin başlıca türküleri şunlardır:  Akpınar Yapısına, Evlerinin Önleri Sarı Karınca, Azime Türküsü, Ninna Ninna, Kayalca’nın Daşları, Hatça’m Çaylar Yaptın mı, Entarisi Damgalı, Mendili Oyaladım,Al Geydim Alsın Diye, Ayva Çiçek Açmış, İki Keklik, Aşağı Yoldan Geliyormuş Üç Atlı, Kurban Olam Kalem Tutan Ellere.

 

Balıkesir yöresine ait bazı türkü örnekleri [5]:

 

İki Keklik Bir Kayada Ötüyor

 

İki keklik bir kayada ötüyor

Ötme de keklik derdim bana yetiyor (Aman aman yetiyor)

Annesine kara da haber gidiyor

 

Bağlantı:

Yazması oyalı kundurası boyalı, yâr benim aman aman yâr benim

Uzun da geceler yâr boynuma sar benim aman aman sar benim

İki keklik bir dereden su içer

Dertli de keklik dertsizlere dert açar (Aman aman dert açar)

Buna yanık sevda derler tez geçer

 

Bağlantı

 İki keklik bir kayada yaslanır

Teke de bıçak gümüş kında paslanır (Aman aman paslanır)

Bir gün olur deli de gönül uslanır

 

Bağlantı

 

Akpınar Yapısına

 

Akpınar yapısına

Gün doğmuş kapısına

Emine’m çiçek yollamış

Uyandım kokusuna

 

Bağlantı:

Güzelim güzelim çiçek geldi yakından

Yaprakları haber verdi bana burcu kokundan

 

Akpınar’a varayım

Emine’mi göreydim

Emine’min yoluna

Canlar verip öleydim

 

Bağlantı

 

[1] M. Öcal Oğuz, Halk Şiirinde Tür, Şekil ve Makam, Akçağ Yayınevi, 2011

[2] Ali Yakıcı, Halk Şiirinde Türkü Tanım-Tasnif-İnceleme- Metin, Ankara, Akçağ Yayınevi, 2007

[3] Pertev Naili Boratav, 100 Soruda Türk Halk Edebiyatı, İstanbul, Gerçek Yayınevi, 1988

[4] Türk Halk Edebiyatı El Kitabı, Kollektif, Grafiker Yayınları, 2013

[5] Mesude Eğilmez, Karesi’den Günümüze Öyküleriyle Balıkesir Türküleri, Balıkesir, İnce Ofset Matbaacılık, 2002

 

Maniler

 

Mani, bilinen yaygın biçimiyle yedi heceli, dört dizeden oluşan "aaxa" biçiminde kafiyelenen bir nazım şeklidir. Bir tek dörtlük içinde bir anlam bütünlüğü olmak zorundadır. Genellikle ilk iki dize, asıl söylenmek istenen son iki dizeye hazırlık yapılmasını sağlayan doldurma dizelerdir.[1] Dörtten artık dizeden oluşan manilere, yani dizeleri 4,5,8,9,11 heceden oluşan manilere de rastlanılır. Dört dizeleri, yedi heceli "aaxa" biçiminde kafiyeli manilere tam mani (düz mani) denilmektedir. Fakat bunun dışında kesik mani(cinaslı mani), artık mani (yedekli mani) ve deyiş denilen çeşitleri de vardır.[2] Manilere icra ortamları bakımından bakarsak düğünlerde, bayramlarda, Hıdrellez gibi şenliklerde, Ramazan gecelerinde, semai kahvelerinde, imecelerde, genç kızlarla genç erkekler arasındaki söyleşmelerde ve genellikle ezgili olarak söylenmiştir.[3] Maniler genel anlamda mesaj içerir. Balıkesir yöresi manilerini incelerken Dr. Mehmet Ali Yolcu’nun Balıkesir Yöresi Manileri[4] isimli çalışmasından faydalanarak şunları dile getirebiliriz: Mani icrası anlatan, dinleyen ve anlatılan geleneksel anlatıdan oluşmaktadır. Manilerin icraları söylenen metnin adına göre, söyleyen kişinin görevine göre ve kullanılan ritim/müzik aletine göre sınıflandırılmıştır. İcra ortamları da insanları bir araya getiren ve bir arada tutan sosyolojik olgulardır; nişan / kına / düğün törenleri, konukluğa bağlı toplantılar, köy seyirlik oyunları, yağlı güreş karşılaşmaları, Hıdrellez kutlamaları, iş yapılan ortamlar, pazar yerleri vb. gibi ortamlardır. Balıkesir yöresine ait bazı maniler[5]:

 

- A fidan boylu yârim

  Çok güzelsin maşallah

  İkimiz bir boydayız

  Ayrılmayız inşallah

 

- Bizim köyün dağından

  Üzüm yedim bağından

  Beni yârden ayıran

  Yansın ciğer bağından

 

- Al gömleğim asılsın

  Yanlarından kasılsın

  Ben burada iyiyim

  Sen orada nasılsın

 

- Al elmanın dördünü

  Sür koyunun ardını

  Allah bana mı yazmış

  Cümle âlem derdini

 

[1] Nevzat Gözüaydın, "Halk Şiiri Üzerine", Türk Dili Türk Şiiri Özel Sayısı III (Halk şiiri), 445-450, Haziran 1989,1989

[2] Türk Halk Edebiyatı El Kitabı, Kollektif, Grafiker Yayınları, 2013

[3] Türk Halk Edebiyatı El Kitabı, Kollektif, Grafiker Yayınları, 2013

[4] Mehmet Ali Yolcu, Balıkesir Yöresi Manileri, Balıkesir Belediyesi Kent Arşivi Yayınları No.4, 2011

[5] Mehmet Ali Yolcu, Balıkesir Yöresi Manileri, Balıkesir Belediyesi Kent Arşivi Yayınları No.4, 2011

 

Masallar

 

Masal, sözlü edebiyat ürünlerinde yaygın olarak kullanılan bir türdür. Nesirle söylenir, herhangi bir inanışa bağlı kalmadan, gerçekten uzak ve hayal gücüne dayanan bir anlatırıdır. Dinleyiciyi inandırma kaygısı gütmez. Masal, olağanüstü olayları ve kişileri konu edinir. Masal, hayal gücüne dayandığını ve olağanüstü durumları ifade ettiği için efsaneden, hikayeden ve destandan farkını ortaya koyar. Üslup ve anlatım, kişilere, yerlere değin bazı kurallar, konuda olduğu kadar biçimde de masala özgü nitelikleri ortaya koyar. Anlatı kısa ve yoğundur; hayvan masallarında, hele fıkralarda bu kısalık ve yoğunluk son dereceyi bulur; olağanüstü ya da gerçekçi, uzunca masallarda da, olayların çokluğuna, onların geçtikleri zamanın uzunluğuna bakarak anlatının kısalığı ve yoğunluğu göze çarpacak ölçüdedir. Masal, hızlı, kısa ve yoğun anlatım ile bağlı olarak sözlü gelenekte fiillerin -miş’li geçmiş zamanı ile, şimdiki zamanla ya da geniş zamanla anlatılır; masalda di’li geçmiş zaman kullanılmaz.[1]

 

Masallar hakkında birçok çalışma yapılmış ve yapılmaktadır. Sınıflandırılmasına şu şekilde yer verebiliriz: Milletlerarası masal katalogunda (Aniti Aame ve Stith Thompson, The Types of The Folktale, yeni basımı: Helsinki 1964 = Aath) masallar şu ana çeşitlere ayrılmıştır:

 

1) Hayvan masalları;

2) Asıl masallar: olağanüstü masallar, gerçekçi masallar;

3) Güldürücü hikayeler, nükteli fıkralar, yalanlamalar;

4) Zincirlemeli masallar: Bu çeşitlenmelerin her birine Türk masal geleneğinde örnekler buluruz.[2]

 

Balıkesir Yöresi’ne ait bir masal örneği:[3]

 

Fesleğenci Kız

 

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, bir varmış bir yokmuş, deve tellalken, keçi berberken, anam benim beşiğimi sallım sallım sallarken, babam kaptı sopayı, anam kaptı maşayı, kıvrandırdılar bana dört köşeyi. Kaptım dolma tenceresini, gittim tophaneye, tophane güllelerini soktum cebime darıdır diye, yanımda bir eşek vardı, sarıldım karıdır diye, o da bir tepme vurdu geri dur diye... Armudu haşlayalım, dibinde kışlayalım, izniniz olursa masala başlayalım.

 

Vaktiyle ihtiyar bir çiftçi varmış, bunun da üç tane kızı varmış. Bir gün çiftçi hastalanmış ve bir müddet sonra da iyi olmayarak ölmüş. Babasız kalan bu üç kız evlerinde yoksulluk içinde vakitlerini geçirmeye başlamışlar. Bir gece büyük kız rüyasında gül ağacının dibinde dokuz küp altın bulunduğunu görmüş. Bu rüya üç gece üst üste tekrar etmiş. Sonunda kız diğer kardeşlerine meseleyi anlatmış.

 

O gün gülün dibini kazmışlar. Hakikaten küpte altınlar varmış. Hemen altınları oradan çıkarmışlar. Kendilerine güzel bir ev yaptırmışlar ve bahçelerine fesleğen adını koymuşlar. Bir gün yine büyük kız bahçede fesleğenleri sularken yakınlarında bulunan bir paşanın oğlu geçerken söz olsun diye "Fesleğenci kız, fesleğenci kız! Gece gündüz fesleğen sularsın, fesleğende kaç yaprak var?" demiş. Tabii kız bu soruya cevap verememiş.

 

Diğer akşam ortanca kız sularken yine paşanın oğlu aynı şeyi ona da sormuş. Tabii o da bir karşılık verememiş. Küçük kız da başka bir akşam çiçekleri sularken, yine paşanın oğlu "Fesleğenci kız, fesleğenci kız! Gece gündüz fesleğen sularsın, fesleğende kaç yaprak var?". Kız "Paşa oğlu, paşa oğlu, gece gündüz okur yazarsın, gökte kaç yıldız var?" demiş. Bu sefer paşanın oğlu karşılık verememiş. Bundan ötürü de paşanın oğlu kızdan öç almaya karar vermiş. Hemen ertesi günden itibaren balıkçı kıyafetine girerek balık satmaya başlamış. Kızların kapısının önünden geçerken kızlardan biri dışarı çıkarak balık almak istemiş. Halbuki balıkçı para ile vermeyeceğini, bir kere öperse vereceğini söylemiş. Kız da içinden "Ne olur?" der ve buseyi vererek balığı almış.

 

Ertesi akşam paşanın oğlu geçerken evvelki sözü tekrar etmiş. Küçük kız da yine aynı tarzda karşılık vermiş. Bunun üzerine paşanın oğlu "Haydi şuradan, seni bir okka balığa öptüm ya!" demiş ve oradan çekilmiş. Bunun üzerine bu sefer kız, öç almaya karar vermiş ve hemen o gece müthiş bir plan hazırlamış. Sabahleyin de gitmiş, bir koyun postu almış. Üstüne küçük ziller takmış ve bir takım da ciğer alarak onun üstünü iğnelerle bir güzel doldurmuş. Gece, doğru paşanın evine gitmiş. Çocuğun yattığı odayı evvelden öğrendiği için derhal bir merdivenle pencereden içeri dalmış. Oğlanın başında altın bir şamdan, ayak ucunda gümüş bir şamdan yatmaktaymış. Tabii post kızın üstündeymiş. Bir silkinmiş ve yanan şamdanlar sönmüş. Ortalığı bir sessizlik kaplamış. Bu sırada kız yine silkinmiş bu sefer çocuk uyanarak "Kim var orada?" demiş. "Ben Azrail’im, canını almaya geldim." demiş kız. "Ne olur canımı alma da ne yaparsan yap." demiş paşanın oğlu. "Pekala öyleyse seni şu ciğerle döveceğim der." demiş kız.

 

Erkek razı olmuş. Kız da ciğerle çocuğun sırtını bir güzel dövmüş. Tabii çıplak olduğu için iğneler her tarafına batmış. Fakat çocuk korkudan sesini çıkaramamış. O sabah çocuk kalkmadığı için odasına girmişler. Bir de ne görsünler, çocuk kan içinde. Hemen doktor çağırmışlar. Tedavisi tam dört ay sürmüş. Bir gün çocuk sokağa çıkmış. Kızlar yine söz atmışlar. Bu sefer kız ona "Azrail oldum da sana geldim. Nasıl yalvardın unuttun mu?". "Ya, gelen sen miydin?" demiş ve gitmiş. Doğru eve gelerek annesine, komşuları rahmetli çiftçi Hasan Ağa’nın kızını istediğini söylemiş.

 

Annesi de kızı istemeye gitmiş. Kız razı olmuş. Fakat çocuğun kendisine bir oyun yapacağını anlamış. Onun için gitmiş, bir şekerciye mühim miktarda para vermiş ve aynı kendi boyunda şekerden bir kız yaptırmış, içine de pekmez doldurtmuş. Düğün günü paşanın evine haber göndererek, evlerine ancak gece geleceğini söylemiş. Gece olunca kendisi paşanın evine gitmiş ve gelin odasına girmiş, içeri kimseyi almamış. Sonra kendi penceresinden iple, kardeşlerinin getirdiği şekerden modeli içeri almış. Sandalyeye oturtmuş, kendi elbiselerini ona giydirmiş. Kendisi de yüklüğe saklanmış. Tabii bir müddet sonra damat içeri girmiş. "Demek sen Azrail oldun, benim canımı almak istedin öyle mi?" demiş ve bıçağı çekerek derhal kızın karnına saplamış. Dökülen kanları da kan tutmasın diye içmiş. Fakat çok tatlı gelmiş. Çünkü içi pekmezle doluymuş. Bu sefer "Vay kanı bu kadar tatlı, kim bilir kendi ne kadar tatlı idi?" demiş ve hançeri bu defa kendisine vurmak istemiş. Bu sefer esas kız arkasından kollarını tutarak sarılmış. Bunun üzerine genç de sevinmiş. Çünkü meseleyi anlamış. Ondan sonra ikisi de mesut bir hayat geçirmeye başlamışlar.

 

[1] Prof. Dr. Pertev Naili Boratav, 100 Soruda Türk Halk Edebiyatı, s.80-81, Gerçek Yayınevi, İstanbul, Eylül 1969

[2] Prof. Dr. Pertev Naili Boratav, 100 Soruda Türk Halk Edebiyatı, s.84, Gerçek Yayınevi, İstanbul, Eylül 1969

[3]Türkiye Cumhuriyeti’nin 75. Yılında Balıkesir, Balıkesir Valiliği,  s. 107-108, Balıkesir, 1999

 

Ninniler

 

Ninniler, anaların çocuklarını sakinleştirmek ve uyutmak amacıyla söyledikleri ezgili şiir örnekleridir. Buradaki ezginin sakinleştirici, gevşetici ve uyku getirici bir özelliği vardır. Ninni söyleyen, ya hazır şiir örneklerinden istifade eder ya da doğaçlama olarak o anda ninni üretir. Ninnilerde, kadın kendilerini ve çocuklarını üzen durumlardan da serzenişte bulunduklarına rastlanılabilir.[1] Anonim ninnilerin çoğu yedi hecelidir ve mani tipinde kafiyelenmiştir. Fakat çok heceli olanlara da rastlanılır. Ninniler hemen hemen her konuda söylenmiştir.

 

Balıkesir Yöresi’ne ait bazı ninni örnekleri[2]:

 

1) Dandini dandini dastana

    Danalar girmiş bostana

    Kov bostancı danayı

    Yemesin lahanayı. eee ee ee...

    Dandini dandini danadan

    Bir ay doğmuş anadan

    Bağışlasın yavrumu Yaradan. eee eee ee...

    Ninni ninni ninnice

    Bol soğanlı börülce

    Yavrum yesin doyunca

    Ninni yavrum ninni. eee ee eee...

 

2) Bahçeye kurdum salıncak

    Eline verdim oyuncak

    Uyumadı kaldı yumurcak

    Hu hu hu ee eee eee...

 

    Hem uyusun hem büyüsün

    Üstüne de güller bürüsün

    E kızıma eeee eee...

 

[1]Türk Halk Edebiyatı El Kitabı, Kollektif, Grafiker Yayınları, 2013

[2] Fatma Bıldır Olu, Dursunbey Yöresi Halk Edebiyatı ve Halk Bilimi Ürünleri, s.129, Dursunbey Belediyesi Yayınları, Balıkesir, 2010

 

Ağıtlar

 

Halk şiirlerinin türlerinden biri olan ağıt, genel anlamda vefat eden birinin ardından dile getirilen manzumelerdir. Ağıt, genellikle sekiz heceli mısralardan oluşan dörtlüklerle söylenir ve farklı kafiye sistemlerine sahiptirler. Yanık ezgilerle terennüm edilirler. Şekli ne olursa olsun, acı ile vücuda getirilmeleri, onların kimliğini aksettiren en önemli husustur.[1]

 

Başta insan olmak üzere, ölen canlılar (hayvanlar) ve özlenen mekânlar (memleket, yurt vs) için yakılan ağıtlar (Eski Türkçede sagu, sıgıt. Ağıt yakmak anlamında sıgta.), genellikle manzumdurlar. Nesir olan ağıtların da manzum özellikleri ağır basmaktadır.[2]

 

Ağıtlar, konu olarak ölen kişilerin ardından söylendiği gibi, sosyal olay, tabiat olayları gibi konuları işlediği de görülmektedir.[3]

 

Balıkesir Yöresi’ne ait bazı ağıt örnekleri[4]:

 

1) Nar kabuğu soymadım

    Ağzıma koymadım

   Yar gözünü niyle(ne ile) yumdun

   Yavırlarına (yavrularına) doymadın

 

2) Yorgandan atladı pire

    Tülledi gitti yere

    Nazlı yare doymadan

    Girekoydu kabire

 

[1] Dr. Doğan Kaya, Halk Şiirinde Biçim ve Tür

[2] İsmail Görkem, Türk Edebiyatında Ağıtlar Çukurova Ağıtları, s.26, Ankara, Akçağ Yayınevi,2001

[3]İsmail Görkem, Türk Edebiyatında Ağıtlar Çukurova Ağıtları, s.171-365, Ankara, Akçağ Yayınevi,2001; Doğan Kaya, Anonim Halk Şiiri, s. 275-309 Ankara, Akçağ Yayınevi, 1999

[4] Fatma Bıldır Olu, Dursunbey Yöresi Halk Edebiyatı ve Halk Bilimi Ürünleri, s.128, Dursunbey Belediyesi Yayınları, Balıkesir, 2010

 

Bilmece ve Tekerlemeler

 

Bilmece, ilk bakışta sadece bir oyun türü sanılsa da oyundan ayırt eden tarafı soru bölümünün olduğu gibi söylenmesi gereken bir söz kalıbı, karşılığının da tartışılmadan önceden kabul edilmiş belli bir şey oluşudur. Bilmece söyleşenler bir türlü bilgi yarışına girişirler; belleğinde daha çok sayıda, kusursuz söyleyebileceği bilmece metni ve sorulabilecek bilmecelerin çözümünü bulunduran kazanacaktır. Bilmeceli oyunlarda ise, gerek soruda, gerek çözümde oyuncular daha serbesttirler. Hazır, kalıplaşmış soru ve çözümlere bağlı kalmazlar. Bilmecelerde sorular hem biçim, hem de deyişleriyle özenilerek meydana gelmiş, özleştirilmiş söz yaratmalarıdır. Şiire özgü çağrışımlı anlatımlar onların oldukları gibi, bozulmadan saklanmasını gerektirir; herhangi bir sanat yaratması için duyulan bir türlü saygı onları rastgele yozlaştırılmaktan korur. Bilmeceler de bölgeden bölgeye, ülkeden ülkeye, cağdan cağa yayılıp dağılırlar. Bu bakımdan milletlerin ya da daha küçük İnsan topluluklarının kültür alışverişlerini incelemekte faydalıdırlar.[1]

 

Balıkesir Yöresi’ne ait bazı bilmece örnekleri:

 

"Et dedim, met dedim, kapı ardına yat dedim(süpürge)

Seyirttim çıktım tepeye, yılar taktım sıpaya (iğne - iplik)

Kıra gider gelin gibi, eve gelir yalın gibi (tırpan)"[2]

"Kuru kafa, attım rafa, yemesi tatlı, maymun suratlı (ceviz).

Ben giderim o gider (gölge).

Çarşıdan satılmaz, mendile konmaz, ondan tatlı bir şey olmaz (uyku)"[3]

 

Tekerleme daha çok çocuk geleneklerinde yeri olan bir türdür; tekerlemelerin konularındaki ve yapılarındaki çocuksu eda bu olgunun bir görüntüsüdür. Ancak tekerlemenin birçok başka türlerle: türkü ile, aşık şiiriyle, masalla, oyunla, hikaye ile Karagöz ve orta oyunu gibi seyirlik oyunlarla yakın ilişkisi vardır. Ama tekerleme, hangi türden halk edebiyatı ürünlerine bağlanmış, katılmış olursa olsun, birtakım biçim, anlatım ve içerik özellikleriyle onlardan ayrılır. Kimi tekerlemeler ise başka türlerden bağımsız olarak da varlıklarını gösterirler. Tekerlemenin başlıca özelliği, herhangi bir ana konudan yoksun oluşudur. Tekerleme, kafiye ve secilerle, elde edilen ses oyunları ile ve çağrışımlarla birbirine bağlanıvermiş, belirli bir şiir düzenine uydurulmuş, birbirini tutmaz birtakım hayallerle düşüncelerin sıralanmasından meydana gelmiştir. Tekerleme, birbirine aykırı düşünceleri, olmayacak durumları bir araya yığıp, mantık dışı birtakım sonuçlara varmakla şaşırtıcı bir etki yaratır, örgüsü ve konusu bakımından bu özellik tekerlemenin başlıca vazifesini de belirler: o, beklenmedik hayal oyunlarının boşanıvermesiyle şaşırtmak, eğlendirmek, keyiflendirmek için başvurulan bir söz cambazlığıdır.[4]

 

Prof. Dr. Ali Duymaz’a göre tekerlemelerin içerik ve anlatım özellikleri şu şekilde tespit edilmiştir: Tekerlemeler, belirli bir ana konudan yoksundurlar. Bağlı bulundukları türle ilişkileri itibariyle manalarından çok fonksiyonlarıyla değerlendirilebilirler. Tekerlemeler mısra başı ve mısra sonu kafiye, aliterasyon ve secilerle sağlanan ses oyunlarıyla çağrışımlarla bağlanmış, belirli bir nazım düzenine kavuşturulmuş, birbirini tutmayan, hayallerle düşüncelerin sıralanmasından meydana gelmiştir. Tekerlemede duygu, düşünce ve hayaller tezat, mübalağa, tuhaflık ve güldürmeye dayalı birtakım söz kalıpları içinde art arda sıralanır ve yuvarlanır. Tekerlemede düşünceye sadece olduğundan daha kaypak, kararsız ve tutarsızdır. Bazı tekerlemeler karşılıklı soru ve cevap şeklinde zincirleme diyalog halinde gider. Tekerlemeler muhteva ve anlatım bakımından yakın ya da yabancı halklarla benzerlik gösterebilir.[5]

 

Balıkesir Yöresi’ne ait bazı tekerleme örnekleri:

 

"Yağmur yağmur yağ ister, evimizin önü sel ister, teknede hamur, tarlada çamur, ver Allah’ım ver, gümbür gümbür yağmur.

Leylek leylek lekirdek, hani bana çekirdek, çekirdeğin içi yok, sarı kızın saçı yok."[6]

 

[1] Prof. Dr. Pertev Naili Boratav, 100 Soruda Türk Halk Edebiyatı, s.118-119, Gerçek Yayınevi, İstanbul, Eylül 1969

[2] İ. Hakkı Akay, Balıkesir Halkiyatı, cilt 1, s.69-71, Türk Dili Matbaası, Balıkesir, 1942

[3] Bir Balıkesir Rotary Yayını Balıkesir Bir Kentin Kimliği, s.371,  Ankara, 1997

[4]Prof. Dr. Pertev Naili Boratav, 100 Soruda Türk Halk Edebiyatı, s.145-146, Gerçek Yayınevi, İstanbul, Eylül 1969

[5] Prof. Dr. Ali Duymaz, İrfanı Arzulayan Sözler Tekerlemeler, Ankara, Akçağ Yayınevi,2002

[6]Türkiye Cumhuriyeti’nin 75. Yılında Balıkesir,Balıkesir Valiliği,  s. 110, Balıkesir, 1999